
Her şey gözlerimi kapatıp tekrar Babil’i düşlememle başladı. Fildişi kulenin tepesinden yıldızları seyretmeye başladım önce. Hafif hafif esiyordu rüzgar gecenin karanlığında. Yüzümü, kollarımı, ayaklarımı usul usul okşuyordu. Bembeyaz tuniğimin eteklerine dokunuyordu yaramazca. Gecenin sessizliğinde milyonlarca yıldızın ışığı altında varlığımı hissettim.
Sonra E ile ilerdeki bahçemizin nasıl bir yer olacağını anlattık birbirimize. Sanki sözleşmiş gibi hayalimizin ortağı olduk. Birimizin başladığı cümleyi diğerimiz tamamladı. Sarmaşıklarla kaplı bahçemizin ortasında mini mini bir havuz olacaktı. E elleriyle ekecekti toprağa lale soğanlarını. Rengarenk laleler rüzgarda nazlı nazlı taç yapraklarıyla ritm tutacaklardı biz de dans edecektik. Her şeyden bezdiğimiz hayatımızdan bir çıkış kapısı olacaktı. Orası bizim yeni, kendimize özel, mis kokulu yemyeşil, huzurlu dünyamız. Kırmızı kırmızı açan sarmaşıkların altında bir salıncak. Baba ağacımızın hemen karşısında olacak ki onunla konuşabilecektik. Havuzun yanında her ilkbahar başında bembeyaza özenle boyadığımız, işlemeli, demir masa ve sandalyeler (modern adı ferforje sanırım). Deniz kenarındaki o bahçede bir de mini mini bir evimiz var. Kapımıza, bizi ezberlemiş kediciklerin, kendilerini sevdirmek, yemek dilenmek ya da sadece bahçemize vuran güneşin tadını çıkarmak için geldiği. Bembeyaz evin masmavi boyalı tahta kapısı. Her bahar hanımeli kokar bahçemiz.
Sonu sınırı yok ki hayalin. Biri bitse bir başkası başlar. Saatler geçer astral seyahatler yapılır hatta. Ege’nin minik bir sahil kasabasında zeytin ağaçları arasında da yürürsün çıplak ayak, Mısır’da Ramses’le beraber Nil üzerinde de gezersin, Himalaya eteklerinde rahiplerle beraber de yaşarsın, Kızıl Deniz’de mercan dalışı da yaparsın, bu sopsoğuk Ankara gecesinde Bora Bora Adası’nın fildişi rengi sahillerinde bir hamakta uzanır dalgaların sesini dinlersin. Sınırı yok ki hayal kurmanın. Sadece bir yerde olduğunu değil başka bir bedende ya da kendi bedeninin geçmişinde veya geleceğinde olduğunu da hayal edebilirsin. Ağzı yüzü pislik içinde kalmış bir dilenci olup herkes tarafından hor görülebilirsin ya da herkesin imrenerek baktığı bir top model; tüm gençlerin taptığı ve her hareketini taklit ettiği bir rock star ya da mahallenin veresiye vermediği için nefret ettiği bakkalı olabilirsin. Sınırın kendinsin.
Bu aralar hem her şeyi yapabilecek hem de hiçbir şeyi beceremeyecek gibi hissediyorum yine. Ev, kitap, müzik, kahve, film, internet, battaniye, meyve, anne. Kafamı sürekli kendimle ve geleceğimle meşgul ettiğim için oluyor bu his galiba. Yeni iş, yeni insanlar, her ne kadar yeni bir hayat demek olsa da yeni sıkıntılar da olacak benim için. Şu aralar verdiğim kararların bundan sonraki tüm hayatımı etkileyeceğinin farkındayım. O yüzden belki de huzursuzluğum, içimin durup durup özellikle geceleri beni boğacak kadar sıkılması. Bundandır herhalde kendimi hayallerin sonsuz kollarına bırakışım. “Bitmeyecek Öykü”ye tekrar başlayışım.
O zaman Wax Poetic’ten “Angels” benim için çalsın şimdi. Bembeyaz bir melek olup Ankara’nın üzerinde uçtuğum hayalime geri dönebileyim.






