kiss kiss




Duvarları bembeyaz bir odam olsun. İçinde bu telefondan olsun. Bir de bunun aynısının koltuğundan istiyorum. Halım ve perdelerim de beyaz. Etrafta gelişigüzel dağılmış bu tonda kırmızı minderler. Kırmızı mumlar. Işıklarımı kapatıp geceleri orada huzur bulmak istiyorum. Bu telefon da retro bir çalışma. 80lerde gayet modaymış. Küçüktük tabi biz o zamanlar hatırlamayız. İstiyorum. İstiyorum. İstiyorum…

it is a wonderful life

Bütün sesler birbirine karıştı. Her ses bir etobur gibi beynimi yemeye başladı. Artık aklımın kapılarını kapatmak zorunlu bir hale geldi. Dünyadaki bütün insanları yok edeceğim ve hepsi gökkuşağının renklerine gönüşecekler. Dünya nüfusunun fazlalığını hesaba katarsak her yer gökkuşağı olabilir. Ya gerçekten çok sıkılırsam? Ben yalnızlığı da çok sevmem. Kendim yönetebildiğim şekilde olmalı her şey. Burası da öyle bir yer işte. İşe gel çalış, eve git temizlik yap. Rol yap. İnsanlar konuşsun sen dinle. Nereye kadar? “With or without you?” desem insanlara? Burası benim dünyam olduğuna göre onların gerçekliklerini ve de varlıklarını ben belirleyebilirim. Sağ elimi klavyeden hafifçe kaldırıp uzun uzun inceledim. Şeffaf oldu tenim. Damarlarımdan akan kanları, kasılan kaslarımı gördüm. Bir gece önce uçları tamamen soyulduğu için silmek zorunda kaldığım pembe ojelerimin tırnak diplerimde bıraktığı kalıntılar var bir tek. Onun dışında şeffaf sağ elim. Tırnaklarım, avuç içim onlar da şeffaflar. Parmaklarımın arasındaki boşluklardan karşıyı, bahçeyi seyredebiliyorum. Tüm yeşiller orada. Avucumun içinde. Papatyalar orda. Upuzun çam ağaçları da. Sarı beyaz papatyalar da. Bazı insanların gölgelerini de görebilirim avucumun içinden. Kimisi yorgun yaşlı bir at kimisi bir düdüklü tencere kimisi kibrit kimisi duman kimisi kozalak gölgelerin. Gördüğüm insanların gölgeleri gerçeklerinden farklı. Belki de bu insanların gerçeklikleri bu da dış yansımaları kadın ya da erkek ya da çocuk ya da bebek. Böğürtlen kokusunu da duyabiliyorum şeffaf avucumun içinden. Sol elimi uzatsam o böğürtlenlerin kokusuna dokunabilir miyim? “Aaa hiç kokuya dokunulur mu?” diyen sevgili iç sesim. Lütfen yok olur musun? Burası benim yerim. Önce ben geldim. Sense şansını çoktan kaybettin.

Expiry date derken…

Mümkünse son kullanma tarihime kadar yaşamak istiyorum. Zaten öldüğünde son kullanma tarihin gelmiştir diyecektir sivri akıllı arkadaşlarım hemen. Ben yaşlanmak ve ölmek istiyorum. Dediğim o ki özetle bedenim kendini geri dönüşüm kutusuna atma hissine kapılıncaya kadar yaşlanmak ve ondan sonra ölmek istiyorum. Sabah sabah işe gelirken aklıma da bölyle şeylerin gelmesi “hadi bakalım hayırlısı” diye annemden kalma her bi haltı hayra yorma alışkanlığımı dürttü. Buradan da seninle paylaşayım dedim sevgili okuyucu. Sevgiler saygılar ve de kaygılar içinde miyim neyim?

sabah neşesi olarak kısa anekdotlar

Belki bir çoğunuz internette bu hikayelerle karşı karşıya gelmişsinizdir. Ben de noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyorum...

Hikaye 1:

Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı da duşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki kapının zili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak bir tartışma sonrasında kadın pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar. Gelen eşinin arkadaşı x'tir.

Kadın daha selam veremeden x "Havlunuzu üzerinizden yere düşürürseniz size anında 300Euro veririm,"der.

Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder: "Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal," der.

Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiği heyecan ve alacağı para ile yapabileceklerinin anlık hayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder.

Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisinde edinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner.

Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar."Arkadaşın x" diye cevap verir kadın." Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro'yu getireceğini söylemişti, onu getirdi o zaman."

Ders 1: Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın, paylaşın. Karar mekanizmasında belirleyici olabilir. Böylece yanlış anlaşılmaların ve dışarıya karşı kötü duruma düşmenin önüne geçebilirsiniz.

Hikaye 2:

Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye kadar onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar.

Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süre için aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrar kontrol altına aldıktan sonra sağ elini rahibenin bacağı üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve şöyle der : "Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz?" Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini sıralar. Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir: "Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?" Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve "Af edersin kardeşim, insanoğlu zayıf düşebiliyor," der.

Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manalı bir bakış fırlatarak kaybolur. Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak 129. ayeti açar okumak için 129. ayet şöyle demektedir: İleriye gidiniz, daha yukarılarda arayınız. Orada güzellikler bulacaksınız.

Ders 2 : Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde fırsatları kaçırabilirsiniz.

Hikaye 3:

Pazarlamacı, şef sekreter ve personel müdürü bir öğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten de lambadan cin çıkar.

"Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizler üç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğini gerçek yapacağım" der cin.

Şef sekreter arsızca atılarak "önce ben" diyerek sıranın önüne yerleşir. "Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatıma girmesin" diye dileğini ifade eder. Ve hoop, ortadan kaybolur.

Şimdi de pazarlamacı atılır ve "şimdi sıra bende," der. "Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadan kaybolur.

"Şimdi sıra sende" der cin Personel Müdürüne. "Bu iki salağı öğleden sonra işlerinin başında görmek istiyorum," der Personel Müdürü.

Ders 3: Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin.