fevkalade ve harikulade

güzeller güzeli fevkalade, nefen kesen kardeşi harikulade ile bir pazar sabahı parkta yürüyüşe çıkmıştı. kuşların şarkılarını dinleyip sakin sakin esen sabah meltemini yüzlerinde hissediyorlardı. "her şey daha fevkalade olamazdı," dedi fevkalade, kardeşi harikuladeye. "haklısın," diye yanıtladı onu harikulade, "gerçekten de öyle. her şey harikulade." yan yana çimlerin üzerine uzandılar. rüzgarı ayak parmaklarının arasında da hissedebiliyorlardı böylece. anın tadını keyifle çıkarırken birden bir gölge belirdi üzerlerinde. kafalarını kaldırıp korkuyla baktılar. çünkü biliyorlardı gelen asabi abileri aleladeydi. bütün sabah boyunca onları takip etmiş ve ondan habersiz hareket ettikleri için deliye dönmüştü. aleladenin, gelişigüzel ve yer yer yıpranmış özensiz kıyafetlerinin aksine son derece şık ve sofistike boyun damarları vardı. alelade, öfkeden kıpkırmızı yüzüyle ve sofistike boyun damarlarıyla, bu iki güzeli kollarından tuttuğu gibi sürükleyerek evleri büyük kahverengi bir konak olan alman yapımı şokoladeye götürdü. işte böylece fevkaladenin fevkinde ve harikuladenin harkında bir pazar sabahı alelade bir adamın gereksiz kıskançlığı yüzünden rezil olmuştu.

p.s. evet saat sabahın 10'u. hayır hiçbir şey içmedim. sadece içim daraldı.

streakers all around

Mayıs ayı boyunca hiç yazı yazmamışım. Zaman ne kadar çabuk geçiyor. O kadar da değişik, ilginç, tuhaf şey oldu aslında hayatımda. Hangi birine değineceğimi bilemediğimden tamamen farklı bir konuyla devam edeyim. Bugün şu fotoğrafla karşı karşıya geldim:




Bunu görünce aklıma, çocukken benim de başımdan geçen benzer bir olay geldi. Türkiye’de bu tarz bir görüntüyü yaşamış kesinlikle pek çok kadın vardır. İlkokuldayken 5.sınıfta Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanırken pek çok çocuk gibi ben de dershaneye gidiyordum okuldan sonra. Antalya o zaman şimdikine kıyasla küçük bir şehir olduğu için her yere yürüyerek gidilebiliyordu. Ben de dershaneye gayet işlek bir caddeden gidiyordum. Günlerden bir gün, hep geçtiğim o caddenin kenarında hayatımın şokunu yaşadım. Adamın bir tanesi yolun kenarında durmuş, yaşlı, genç, çocuk demeden bütün bayanlara “fütursuzca” şu yukarıdaki resme benzer şeklide açıp göstermekteydi. Korku içinde kaçışımı hatırlıyorum.

Başka bir arkadaşımın başına da benzer bir olay gelmiş. 55-60 yaşlarında bir adam arabasının içinden arkadaşıma “Evladım, kızım bir bakar mısın? Şu adres nerede acaba biliyor musun?” diye sormuş. Arkadaşım da eğilip adrese bakayım derken benzer bir manzarayla karşılaşmış. Daha korkunç ve şok edici yanı ise adamın “Bir tutsana” demesi olmuş. Sonuç aynı korku ve dehşet içinde uzaklaşan arkadaşım.

Kadınlar sürekli buna benzer şeylerle yüz yüze kalıyor maalesef. Sözlü tacizi artık hiç saymıyorum bile. Teşhirciler her yerde. Herkesin içinde gündüz vakti kadınları tabiri caizse yoklayıp geçenler. Ya da tanışma bahanesiyle yaklaşıp uygunsuz teklifler yapanlar. Bu liste daha çok uzayıp gidebilir. Eminim ki her bayanın başına bunlardan en az bir tanesi gelmiştir. Sizin kendinizi kapatmanız ya da açmanız durumu değiştirmez. Güzel, alımlı, bakımlı ya da çirkin ve pasaklı olsanız da fark etmez. Siz onların gözünde birer objesinizdir. Kısa kollu bir tişörtle Kızılay’da yürürken bile neredeyse pek çok erkeğin gözünde çırıl çıplak hayal edilirsiniz. Bundan haz duyan bayanlar da var tabi ama konumuz bu değil. Yine de ister cinselliğe aç ve onu bastırmış olan toplumumuzda ister dünyanın “gelişmiş” ülkelerinde olsun, kadın her yerde aynı sorunu aynı travmayı yaşıyor.

Buna çözüm olabilecek bir önerim yok maalesef. Bu da kadınların her gün yaşadıkları sorunlardan bir tanesi.