gözüme değdi

Hiç izlemediysem 20 kere izlemişimdir bunu bugün yine. Hakkında YouTube'daki bilgilerinden pek de fazla bir şey bulamadım. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi 9. Kısa Film Yarışması En İyİ Film Ödülü’nü kazanan DFA Öğrencisi Serdar & Serhat Furtuna'nın kısa filmiymiş bu. Bir gece sakin sakin gezinirken gözüme değiverdi birden. İzlemeyen kalmasın. Aklıma olur olmadık her yerde geliveriyor bu film. Gözüme değdi. Bu kadar.

Tane hesabıyla iş olursa




Sevgiliye hitap olarak kullanılan kelimeleri düşürken aklım “tane”lilere takıldı. Ne manasız şekillerde hitap ediliyor. Neyse sevgi böceği olmak böyle bir şey herhalde olası adaylarım için kullanabileceğim “tane”li sıfatları bir listeleyeyim istiyorum:

Bitanem
Kartanem
Tektanem
Nurtanem
Pastanem
Postanem
Hastanem
Simultanem
Spontanem
Enstantanem
Kestanem
n tanem

Bu yazı şuursuz beynimin şarapla etkileşiminin bir ürünüdür. Pek de ciddiye almayınız. Kendi kendime konuşuyorum nasılsa. Şarkı güzeldir ama dinleyiniz mutlaka.

Bir İlişki Nasıl Olmalıdır Birinci Manifesto - Cem Akaş

1. Bir ilişki ilişmekle yetinmemelidir. Kıyıya, köşeye, ucuna veya kenarına oturmakla, oturuyormuş gibi yapmakla gemi yürütülmez. Üzerine oturulacak şey süngü bile olsa, tam anlamıyla oturmak şarttır.

2. Islak olmayan bir ilişki düşünülemez.

3. Aslında ilişki diye bir şey yoktur; her şey palavradır. İki insan ancak birbirlerine ilişmedikleri sürece birbirlerini yaşatabilir. Birlikte değişim bir ortaçağ yalanıdır.

4. Olmuyorsa olmuyor kuralı: kelek kavuna şeker serpmek kadar anlamsız bir hareket daha bulunabilir, ama bu zor olacaktır.

5. Herkesin kavun yerine ayva yemeye hakkı vardır.

6. Duvar çentiklerinin gölgesinin derin olacağı unutulmamalıdır.

7. Söylenmeyen söz ağırlaşır.

8. Herkesin kendine ait bir karanlığı olması gerektiği, tartışılmaz bir gerçektir.

9. Bir ilişkide gerçek diye bir şey yoktur. Dolayısıyla kaç kilo ettiği bilinemez.

10. Avukatlar ve polisler, sevgiyi mülkiyet kanunlarının hükmüne sokmakta başarısızlığa uğramaya mahkumdur.

11. Bedenlerin birbirine alışması söz konusudur. Bu, beyinler için de geçerlidir. Bu konuyla küçük mavi cinler ilgilenecektir.

12. Acı çektirme sanatı gün geçtikçe ilerlemektedir. Her ilişkinin amacı, bu sanatı kusursuzluğa ulaştırmak için çabalamaktır.

13. Her insanın duvarları vardır. Her duvarın gedikleri vardır. İlişkide dürüstlük, insanların birbirlerine verdiği ve bu gedikleri gösteren haritaların doğruluk derecesiyle orantılıdır. Orantı sabiti 1.7’dir.

14. Duvarlara işemeyiniz.

15. Her insanın paspas olmaktan sıkılmaya hakkı vardır.

16. Beklemek erdem değil, çaresizliktir.

17. İnsan temelde yalnızdır. Üst katlar için kesin bir şey söylenemez.

18. Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılırsa raconu kalmaz.

19. Erken kalkanın kahvaltıyı hazırlaması, uzun vadede bir ütopyadan ibarettir.

20. In the long run we are all alive.

21. İnsan tek başına da sıkılabiliyorsa bu becerisini geliştirmelidir.

22. Aslında ilişki diye bir şey vardır. Her şeyin palavra olması hiçbir şeyi değiştirmez. Aşk her ilişkide bir olasılıktır. Yaşam da her ilişkide bir olasılıktır. Dolayısıyla aşkın ne olduğu bilinmemekle birlikte yaşam aşktır. Bu madde, 3. maddeyle çelişmez.

23. Diğerinin bokunu temizlemek, aşkın varlığını kanıtlamaz. Diğerinin aşkını temizlemek, bokun varlığını kanıtlar.

24. Metal yorgunluğu, uzun süre sıkılı kalan bir vidanın ya da bükülü duran bir levhanın yorulup kırılması gibi bir şeydir. Aynı paralelde ilişki yorgunluğundan söz edilebilir.

25. İlişki, il-İŞ-ki değildir. Fazla mesai ücrete tabi değildir. Görev bilincinizi götünüze sokunuz.

26. İlişkilerde eşzamanlılık olanaksızdır. Herkesin zamanı kendine göre işler. Ortada tek bir dağın olması, değişik açılardan bakıldığında değişik şeyleri görüldüğü gerçeğini değiştirmez.

27. Rüyalar, anılar kadar önemlidir. Tabiri caizdir.

28. Herkes kendi efsanesini kurmak ve yaşatmakla yükümlüdür. Ancak bireysel efsaneler var olduğunda ortak bir efsane oluşturulabilir.

29. Dil, iletişim kurmak için başvurulacak son amaçlardan biri olmalıdır. Bir çelişki gibi görünse de konuşmak şarttır. Bu, koklaşmanın ve telepatinin önemini hiçbir şekilde yadsımaz.

30. Yolların uzun ve ince olması, üzerlerinde gündüz-gece gidilmesini gerektirmez.

31. Her son’un nasıl olacağı en başından bellidir.

32. Eğer bir ilişkinin bitmesi mümkünse bitecektir.

33. Bunun birinci manifesto olması, ikinci bir manifestonun olmayacağı anlamına gelmez.
Alıntı: bir ilişki nasıl olmalıdır birinci manifesto, cem akaş, 7, altıkırkbeş yayınları, Aralık 1992 1.baskı
Kendime not: Kitap derhal edinilip okunmalı.
Special thanks to: Sabaha karşı bir önceki yazıyı yazdıktan sonra ff'den gelen yorumlardan biridir. Ne iyi edilmiştir.

ağzıma biber sürün benim



Bugün 21 Aralık, en uzun gece. Bu şekilde başlayan kaçıncı yazı bu bilmiyorum benimkisi. İnan umurumda da değil. Söyleyecek o kadar çok şeyim var ki içimde neresinden tutup da başlayacağım bilmiyorum. Bir konuşsam hayatlarınız karışır klişesinde ilerlemek değil niyetim. Kişisel başladım kişisel devam ediyorum burada zaten. Bölük pörçük de olsa kafamdakileri dökeyim artık. Belki sonrasında artık uyuyabilirim. 72 saatte 9 saat uyumak iyi bir şey değil konsantrasyon filan bir şey kalmıyor. Ne yapıyorum peki uyumayarak? Kocaman bir hiç! Ekürilerle sohbetler var yoksa iyice çıldırırdım. O. iyi ki varsın. Her ne kadar hayatımı karartacak filmler ve şarkılar da göndersen seninle konuşmanın “healing” bir etkisi var. Bir de E. var ki benim hallerimi en iyi anlayan olarak. Kanepenin bir ucunda o biri ucunda ben sohbetlerinden birine o kadar ihtiyacım var ki şu an.

Kavramların içini jenerasyon olarak o kadar boşaltmışız ki ya da bilmiyorum bizden öncekiler mi çok fazla anlam yüklemişler? O kadar saçma şeyleri kabul eder olmuşuz ki. Mesela hiç sevmesen bile orta kahveye bile eyvallah der hale gelmişsin. Ben şekersiz severim götür bunu içmem diyemiyorsun. Mecbur bırakılıyorsun. Bu bir örnek sadece. Devam edersek 5 sene önce inandığın hislerin, uğruna kavgalar ettiğin o hislerin kaybolmuştur artık. Kavramların değişir. İçi boştur hatta artık kavramlarının onu neyle dolduracağını bir türlü bilemezsin. İçindeki o kocaman boşluğa “Tergvinder’in kayası”nı koymuşlardır. Hayatına girip çıkan köpekler anca üstlerine işerler. En son ne zaman seviştiğini bile hatırlamıyorsundur. Seks yapılacak yığınla adam/kadın var onlar değil demek istediğim. Başka bu. Tamam onun gibi bir şey ama içinde aşk olanından. Her bir hücresine kadar, her bir kasının kasılmasına kadar, damarlarının genişleyip daralışını, kalbinin her atışını hissettiğin. Gözlerinin içine bakıp hiç utanmadığın, hiç kopamadığın. O anın sonsuza kadar sürmesini istediğin. Sonrasında tatlı bir yorgunlukla kucağında uyuyakaldığın. Sabah ondan bir saat önce kalkıp anlamsızca yüzünü, kirpiklerini, yaşamının onda bıraktığı çizgileri izlediğin.

Ben şunu yaşadım, o bana bunu yaptı demekten çok sıkıldım. Yine de onlardan konuşmayı da seviyorum. Saatlerce konuşup zırvalayasım var bir de. Manalı manasız biraz ondan biraz bundan konuşsam. Cümlelerimin sonunun olmamasına ihtiyacım var. Sade kahve içip müzik dinliyorum hep. Arada likör yanında. Zaten bu aralar nefesi kahve kokan ağzı bozuk asabi biri oldum. Gizli gizli balkonda sigara içmelere başladım yeniyetmeler gibi.Her kafası bozuk kadın gibi kuaföre koştum, saçımı tekrar sarıya boyattım. Bildiğin Marilyn oldum iyice. Olmayan adamımı arıyorum. Vazgeçsem kendim için çok daha iyi olur bunu da biliyorum. Lanet olsun her şeyi biliyorum ama bir yere varamıyorum. Annem geçen Cumartesi gelip “Yeter artık bu uyku olayı için bir doktora gideceğiz,” dedi. Yakın arkadaşlarımdan bir kaçı daha bence bir psikologa görünmelisin diyor. İlaç alıp numb hale gelmek bunları çözecek mi allasen? Çözmeyecek bence. Ahh A. ahh. Seninle o Fethiye tatilimizde sahilde yıldızların altında oturup tüm seslerden uzak bira içmiştik hatırlar mısın? O güne geri dönmek istiyorum işte. Uzun uzun konuşup yargılanmamayı. İtiraflarda bulunup salaklıklarımıza gülmeyi. Sonra da kendimizi Babadağ’dan atalım yine istiyorum. Gökyüzünde uçalım. Tüm sıkıntılarımızdan arınalım istiyorum. Özgürlük özgürlük diye başımızda ötenlere de götümle gülmek istiyorum. Evet bizim orada göte göt derler sansüre ne gerek var?

mersonun tersosu

Bir zamanlar bir sevgilim vardı. Kenan Yarar’ın eski çizimlerini blogunda yazar sonra da bak bunu ben yazdım derdi. Çok geniş bir hayal gücü ve kuvvetli bir kalemi vardı kendince. Benim de Kenan Yarar’ı bildiğimi bilmezdi. Nerden bilsin ki? Hiç sormuş muydu bana? “Tamam canım çok güzel olmuş,” der başını okşar göğsüme bastırırdım her seferinde. Şefkatli bir insanım ben.
Bir gün eski L-Manyaklarımı toplayıp ona hediye etmiştim “İçlerinden en sevdiklerimi işaretledim sevgilim al bunları da yaz,”deyip. Çok düşünceli bir insanım huyum kurusun. Beni terk etmesinin bunla bir alakası yoktur değil mi?
Şimdilerde iyice horoz olmuş. Evlerin arabaların tepelerinde oturuyormuş. Gelene geçene, vakitli vakitsiz ötüyormuş. Çok alakasız yerlerde arabesk haliyle karşıma çıkıveriyor. Tekmeyi basıyorum her seferinde kıçına. Tüylerini etrafa savurarak kaçıyor benden korkuyla. Bakın aşağıdaki fotoğrafta da şimdiki “sözde” sevgilisiyle. Hep kendinden farklı insanları sever. Tavuklara bakmaz. Akıllı horozdur o. Verimsiz horoz olduğu ortaya çıkmasın aman.
Tüm bu anlattıklarımız aramızda kalsın sevgili okuyucu lütfen. Sadece sen ve ben bilelim. Sana güvenebileceğimi biliyorum.

Otobüs


Bayramdan bir hafta önce kendime kafa izni yapıp İstanbul’a kaçmıştım haftasonu. Kullandığım otobüs firmasının koltuklarında televizyon olduğu için dur bakalım neler oluyormuş diyerek bir zaping ziyafeti çektim kendime. Haftada 3 gece Okan Bayülgen’in program yaptığını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Reklam arasında Kanal D’nin yeni bir programa başladığını öğrendim. Adı: Otobüs. Tam da otobüsteyken bunu görünce “Allah Allah bu da ne be? Gizli kamera koyup insanları yolculuk yaparken ağzı yüzü kaymış horlaya horlaya uyurken mi çekecekler” diye düşünmeye başladım. BBG ile başlayan, Gelinim Olur Musun ile devam edip Yemekteyiz ile zirve yapan röntgenci zihniyet ürünü programlara böylece bir yenisi daha eklenmiş. İnternet sitesinde şöyle bir açıklama var: “Şık ve konforlu otobüsümüz 7 çiftten oluşan 14 yolcusunu birbirinden güzel yerlere götürecek. Yolda, şarkılar söylenecek sohbetler edilecek. Güzel yerlerde durulup yemekler yenilecek, yörede yapılabilecek ilginç aktivitelere katılınacak. Geceleri, gidilen yerlerin en iyi otellerinde kalınacak. Bu rüya tatile kimin devam edebileceğine ve kimin evine dönmek zorunda kalacağına, her gün yapılan oylamanın sonucunda otobüstekiler karar verecek. Ekran başında izleyiciler de bu yolculuğun her anını takip ederek bu muhteşem tatile katılmış olacaklar. Bu tatile çıkacak çiftler, eş, kardeş, her türlü akraba, arkadaş, komşu, iş arkadaşı, veya uzun bir yolculuğa beraber çıkmak isteyen, her türlü çift olabilir. Yolculuğa katılacakların, uzun yolculukları sevmesi, yeni dostluklar kurmak isteyen sıcak insanlar olmasını bekliyoruz. Yolcuların zaman problemi de olmaması gerekli, tatil günlerce hatta haftalarca sürebilir. Otobüsten bir çift ayrıldığında her an sizi arayabilir ve yola sizinle devam etmeye davet edebiliriz.” Bedava seyahat ne güzel valla. Yine de her an burnumun dibinde bir kamerayla yolculuk yapamam. İşin keyfi kalmaz. Sürekli atraksiyon yapmak lazım. Kafanı cama dayayıp kulağında müzik dinleyerek hülyalara dalamadıktan sonra ne anlamı var yolculuğun, gitmenin, varmanın heyecanının ya da gitmenin burukluğunun? İzlemem de zaten ne kadar televizyon izliyorum ki. Sadece değişik geldi fikir bilmeyenleriniz vardır diye paylaşayım istedim.