Pazar sabahı oluvermiş bile. Nisan ayının sonundayız. Pencereyi açınca içeri tertemiz havanın, çiçek kokularının ve kuş seslerinin dolduğu mükemmel bir Pazar sabahı işte. Ondan erken uyandığım için kollarından bir parça olsun sıyrılıp bir süre yüzünü, belli belirsiz soluk alış verişini, kocaman ve düzgün parmaklarını izledim. Bembeyaz teninden öptüm. Kıpırdanmaya mırıl mırıl uyanmaya başladığını fark edince hemen kafamı göğsüne gömüp uyuyor numarası yaptım. Yanılmamıştım. Uyandı. Saçlarımdan öptü omzuma dokundu ve uykusuna kaldığı yerden devam etti ben de onu seyretmeye. Orada ne kadar bir zaman onu izledim bilmiyorum. Dudaklarına mini mini bir öpücük kondurup yataktan kalktım. Sessizce camı açtım içeri bahar dolsun diye.
Üzerime ayak bileklerime kadar inen, çiçek desenli, askılı elbisemi geçirip mutfağa doğru çıplak ayak yürüdüm. Ne de olsa bahar gelmişti, ev terliği kavramından kurtulmalıydık. Mutfaktaki tarihi eser denebilecek mini müzik çalara Pink Martini koydum. Demliğe biraz normal çay ve biraz da bergamotlu çay attım. Ekmekleri kızartmak için dilimledim. Bir müzikalde esas kızı oynuyordum adeta. Eteklerimi savurarak dans ederken bizim için kahvaltı hazırlamak… Bahar sabahı… Balkonda kahvaltı keyfi…
Mutluluk bu mudur? Budur!










