1999 yapımı bir Sofia Coppola filmi “The Virgin Suicides”. Jeffrey Eugenides’in romanından uyarlanmış. Kitabını okumadım o yüzden hikayeye ne kadar sadık kalınmıştır bir fikrim yok. Filmi uzun zamandır izlemek için bekletiyordum dvdlerin arasında. Soundtrackini senelerdir loopa alıp kaç kere dinlemişimdir bilmiyorum. Müziklerin “Air”e ait olması zaten başlı başına dinleme nedenimdir.
Film, 1970lerin Amerika'sında, Detroit’teki bir suburb’de (Türkçesi yok bunun banliyö diyenler var o da Fransızca, en güzeli suburb olarak kalsın burada, evet) yaşayan orta sınıf Lisbon ailesinin 13, 14, 15, 16 ve 17 yaşlarındaki beş kızının intiharını anlatıyor. Aslında, son derece muhafazakar yapıda klasik bir Amerikan ailesi diyebiliriz Lisbonlar için. Dinine bağlı, insan ilişkilerinde mesafeli, aşırı korumacı, toplumdan izole yaşayan bir ailede yetişen bu birbirinden güzel beş genç kızın hikayesini izlerken kendimi sarı duvar kağıdıyla kaplı eski odamda buldum. Filmin kopuklukları arasında dalıp gittim. O beşinci kattaki sarı retro duvar kağıtlı odamın penceresinde bir bacağım içeride bir bacağım dışarıya sarkmış oturduğum zamanlarım geldi aklıma. Salonumuzdaki camların önünde 20 santimlik bir pervaz vardı boydan boya. Oralarda çıplak ayak yürüyüşüm geldi sonra aklıma. Annemin ve komşumuzun çığlıkları vardı fonda. Akşam babamla beraber oturmuştuk sonra o pervazda ayaklarımızı aşağıya sarkıtmıştık. O bir sigara yakmıştı. Konuşmadan susup oturmuştuk öyle. Kendi ergenlik sivilcelerimi sıktım bir kez daha bu filmi izlerken. Uzun zaman önce bodruma kilitlediğim anıların kilidini açtım, aralarına daldım.
Filme dönecek olursak, herkeste aynı etkiyi yapmayacaktır biliyorum ve hatta “amaaaann bildiğin Hollywood filmiymiş be redro yani bu muydu izleyin izleyin diye ballandırdığın film” de diyenleriniz çıkabilir. Olsun. Mutlaka izleyin diyorum yine de. Satır aralarını görerek izleyin. Hiç olmadı Kirsten Dunst’ın 18lik hali için bile izleyebilirsiniz.







