
Bazı ilişkiler çat diye başlar, çat diye biter. Pek de öyle kaotik anlar filan geçirmezsiniz. Uykusuz ya da aç kalmazsınız. Hatta "aman be, boşver, bu da böyle olsun," der geçersiniz sadece (Öyle sanın, evet, aynen devam edin). Yine de elinizde fırsat olsa kaş göz dalmak istersiniz (itiraf nokta kom). Bunun hayali bile bazen gülümsetir. Stalker edasıyla hala birbirinizin hayatıyla da ilgilisinizdir bu arada. "Arkadaşız biz ya," ayağıyla görüşür edersiniz. Her neyse. Medeniyiz sonuçta. Böylesi bir zorunluluğunuz var. İnkar edilse de o lanet olası ten çekimi ortadadır. İki tarafta farkındadır olayın. İlk başta kasılarak konuşulur, eller kollar nereye konacaktır bilinmez. En kestirmesi kankaymış gibi davranmaktır. Eh kanka ayağı göt ayağı diye boşuna demiyor büyükler. İrdelemek istediğim, merak ettiğim konu aslında şu: Ellerin, yüzün, saçların, kasıkların ve dahi nefesin henüz ben kokarken, o ellerimle değiştirdiğim çarşafların üzerine başka bir bedeni nasıl yerleştirebildin? Aldığım en iyi doğum günü armağınıydı, bravo. Keşke demeler bir boka yarasaydı sileceğim çok şey olurdu o güne dair. Bilmedeğim bir şey için suçlanamayacağımdan içim rahat, ama aynı hatayı ben de başkasına yapmaktan korkuyorum. Çünkü birbirimize karşı garip bir lanetimiz var. (8 Ağustos 2010'da taslaklara kaydedilen bu yazı henüz gün yüzü görebildi. Zamana yaydımdı. İyi etmişim. Parantez içi kendi kendime de ne güzel saçmalarım.) Bu şarkı güzel, bunu dinleyin. Gerisi mühim değil.
photo






















