Konser Saklıkent’teydi ve nerden baksan 2 senedir orada hiç konsere gitmemiştim. "Üniversitede öğrenciyken ne metal konserleri olurdu burada be peh," diye girdik kapıdan bizim kızlarla. Bu sırada "meh bu ne biçim yer be," diyen buzcevherini de "gel gel konser çok güzel olacak," diye içki sırasına soktuktan sonra tepedeki kocaman mantarlara bakıp güldük. Zira Aditia ile o mantarlarla alakalı çok hoş anılarımız vardır. Neyse bize kalsın diğer tüm ayrıntılar.
Parov bizi sevsin en çok bizi sevsin diye zaten konsere gelmeden önce alkolün etkisine balıklama girdiğimiz için liseli kızlar gibi kikirdeyip durduk en önde yerimizi alarak. İnanmayanlar için de ilgili görsel:
Sonrası çok güzel geçen bir konserdi. Parov Stelar’ı ilk kez sahnede izliyorduk o gece ve kendi adıma daha bir sene öncesi filan dinlemeye başlamıştım grubu. Baştaki "Parov bizi sev" nidalarımız kendisinin bir photoshop harikası olduğunu idrak etmemizle son buldu. En önde mikrofonun bağlı olduğu anfinin önünde durduğumuz için vokalin gülümseyerek bize söylediği şeyleri anlayamadık. Tamamen bizim salaklığımızdan kaynaklandığı için yapabileceğimiz bir şey yoktu. Sahnede mükemmel bir performans sergilediler. “Spider”, “Wanna Get”, “Chambermaid Swing”, “Matilda”, ve “Homesick”i çaldılar diye hatırlıyorum çünkü konser alanındaki herkesin kafası güzeldi, gözümüzü sahneden almadan dans ettik. Yani kendi dinlemek istediğim şarkıları da yazmış olabilirim hiç ama hiç emin değilim.
İstanbul’a sık geldiği için bu akşam Parov Stelar konserine gidiyoruz biz diye İstanbul’da yaşayan hiçbir arkadaşıma nispet yapamamanın üzüntüsünü de yaşadım. To-do-listimize "Parov Stelar ne zaman konsere gelirse git" maddesini ekleyerek konserden mutlu mesut ayrıldık. Konserle ilgili diğer görselleri de sunayım öyleyse ve daha da lafı uzatmayayım.
İlk defa Notwist’i canlı izleyeceğim için ayrı, İKSV Salon’a gideceğim için de ayrı heyecanlıydım 9 Ekim gecesi. Hem ekürilerle görüşmek için de İstanbul’a gitmek, sınırsız sohbetler de cabasıydı. Salon İKSV’nin Ankara’daki IF Performance Hall’den az hallice bir salon olduğunu görerek ilk burukluğumu yaşadım. Görsel show olsun ayağına konser boyunca püskürtülen dumanı soludum, o canım pahalı ses sistemlerinden gelen (çoğunluk) boğuk sesleri de sineye çektim amma ve lakin seyircisiyle ilgilenmeyen,“ben şarkılarımı düzgün çalarım gerisine karışmam”cı tavır beni hayal kırıklığına uğrattı. Saygısız bir seyirci kitlesi de yoktu. Herkes susup edeplice konseri izledi yine de şarkıları söylerken “altogether” ya da her şarkı sonunda bir “thank you” beklemedik değil. “Pick Up The Phone” ve “Neon Golden”da artık dayanamayıp bütün salon eşlik etti. 3 buçuktan 4 kere bis yaptırıldı gruba. Akıllardan çıkmayacak mükemmel bir performansa imza attılar demeyi çok isterdim ama değildi. Vasat bir konserdi. Wii Remote kullanmaları etkileyici daha doğrusu havalıydı. Beklentilerim büyük olduğundan sanırım, pek mutlu ayrılmadım salondan. Yine de dünya gözüyle sevdiğim gruplardan birini daha dinleme fırsatını buldum diye avuttum kendimi.
Konser ve aktivite maratonum bitmiş değil. Üşengeç bir insan olduğum için bu yazıyı bile daha yeni yazabildim, geçen Cumartesi gittiğim Parov Stelar konserinin yazısını ne zamana yazarım bilemiyorum. Notwist konserine ilişkin birkaç görsel daha sunayım ve huzurlarınızdan ayrılayım. (Reverans yap, sahneden marur bir ifadeyle in)
Acil durum sutyeni başlığını görünce aklıma bunun tek kullanımlık yağmurluklar gibi bir şey olabileceği gelmişti. Pis pis sırıtıp “bari tasarımı şık bir şey olsa da acil durumlarda rezil olma korkusuyla sevişemeyen kadın kısmını büyük bir dertten kurtarsa,” diye düşünmüştüm. Haberi ilk şurada gördüğümde aklıma başka da bir şey gelmemişti doğrusu. Ancak, dostlar, yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz üzere durum hiç benim hayal kurup sevindiğim gibi değilmiş.
Şöyle ki bu sutyeni tasarlayan kişiler acil durum sutyenini olası bir biyolojik, kimyasal saldırı vs tehdidine karşı hazırlamışlar. İlk düşündüğüm sutyen çeşidi varsa “buyur burada hazır yapılmışı var” deyip paylaşırsanız çok sevinirim orası ayrı. Lakin konumuz bu değil şimdi. Her neyse. Dumana maruz kaldığınız durumlarda sağda solda insanların koşuşturmasını fırsat bilip cool (ve bir o kadar da seksi) bir şekilde elinizi gömlek, kazak, tişört, tank top artık o gün ne giydiyseniz onun içine daldırıp çat diye sutyeni iki parça şekilde çıkarıp sallıyorsunuz dışarı doğru (bu sırada saçlarınızı da savuruyorsunuz söylememe gerek yok zaten tüm bu eylemi 2 saniyede yapmaya alışığız). Sonra ikiye ayırdığımız sutyenimizden şipşak iki gaz maskesi elde ediyoruz. Birini kendimize takarken diğerini de yanımızdaki eşimize, dostumuza veriyoruz ki o da taksın. Eğer yalnızsak da hoşumuza giden, kesişip bakıştığımız, kötünün iyisi bir tip varsa hemen ona sutyen/gaz maskemizin diğer tekini veriyoruz. Böylelikle hem hayatımızı kurtarmış hem de ona gül memelerimizi koklatarak hoş bir yakınlaşma içinde olacağız. Yani her türlü kazançlı çıkacağız. Tabii ki yanımızda o sırada bir aile büyüğü, komşu filan varsa da romantik komedimiz yerini drama bırakacaktır ve her ne kadar hayatını kurtarmış olsak da o kişiyle bir daha yan yana gelmemek için elimizden geleni yapmak zorunda kalacağız. Hayat hiç adil değil maalesef.
Aşağıdaki fotoğraf ise googleda uygun görsel ararken karşılaşmış olduğum ekranın capsi. Sadece birkaç yazı yazdım o kadar. İnanmıyorsanız “acil durum sutyeni” diye bir googlelayın.
Bir şeyler çok çabuk gelişince huzursuz oluyorum. Öyle akışına bırakalım her şeyi, düşünmeyelim, şimdiyi yaşayalımcılık, ilişkilerde, benim açımdan çok da hayırlı olmuyor. Neden mi? Nedenine şimdi değineceğim. Yukarıdaki iki cüzdan arasındaki tek fark birinin sarı diğerinin yeşil olması değil. Birinin altında eski birinin altında yeni yazıyor ya farklılık orda başlıyor esasında. Benzerlikleri de kesişiyor ve hatta pişti oldular. Sonrası, aklımın taaa ortasından, bir noktadan sonsuz doğru geçer misali geçip duruyorlar. Bokumda boncuk bulmuşçasına mutluydum 10 gün öncesine kadar. Bir anda karşıma hem yakışıklı hem de gözünü gözümden sakınacak kadar çok seven biri çıkmış. Her şey 10 numara gidiyor. Hani beyaz atlı prensini bulmuş bir masal kahramanı gibiydim. Gibiydim diyorum da neden diyorum bana bir sor bakalım sevgili okuyucu.
Şimdi şu yukarıda gördüğün cüzdanlardan sarı olanı bana birkaç ay önce ayrıldığım eski sevgilimin hediyesi. Kendisinin eşsiz doğum günü hediyesini şurada anlatmıştım hatırlarsan. Her neyse işte o olaydan sonra eve geldiğimde ilk iş bu cüzdanın içini boşaltıp bir köşeye fırlatmak olmuştu. Geçtiğimiz Mart ayının bir Pazar öğleden sonrası el ele Bahçeli 7. Cadde’de dolaşırken vitrinde görmüştüm bir kez daha bu cüzdanı ve bana sürpriz yaparak almıştı onu. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam.
Bayramdan sonraki hafta sonu yine akşamüstü uçağıyla Ankara’ya gelmişti şimdiki sevgilim. Dünyanın en tatlı sesiyle adımı çağırmış, bana kocaman sarılmış ve koklayarak öpmüştü beni. Pastırma yazı olayını o günler yaşıyorduk tabi, neyse, konunun havayla suyla alakası yok. Ben buralara nasıl geldim? Şimdi adettendir, sevgiliye, yanına geldiğinizde ya da bir yerden yanına döndüğünüzde bir şey getirilir. B. bu sefer elindeki paketi kocaman gülümsemesiyle bana uzattı “senin gibi tatlı, şirin bir hediye, görür görmez hah dedim redrom buna bayılır,” diye ekleyerek. Paketi özenle açtım. Sanki yırtıp açsam tüm büyü bozulacak ya. Bir yandan da aklımdan “allaaaam şu şirin kız imajından hiç mi kurtulamayacağım acaba,” diye geçiriyorum. Paketin içinden çıkan “şirin” şey yukarıda gördüğünüz cüzdanlardan yeşil olanı. Birden dünya durdu ve kulaklarımda “Loli Phabay” çalmaya başladı. Sevinmiş gibi yaptım. Sonrası konuyu bir şekilde değiştirip unutturdum.
Şaka mı şimdi bu? Ya bunun sonu da bir öncekine benzerse? İkisinin de başlangıçları birbirine öylesine benziyor ki. Gelişim şekli de benzerlik göstermeye başladı. O gün bugündür kendimi sorguluyorum. Sırf biri sizi çok seviyor diye yaşadığınız şeye ilişki demek doğru değil. İlişki dediğin şeyde iki taraf birbirini sever ama ben hissetmiyormuşum ki bir şey. Sadece onun bana yaşattığı mutluluk hissini güvenilir bulmuşum. Bunca zamandır bir maskenin arkasına saklanmışım. Dürüst davranıp hisler daha derinleşmeden bitirmek en doğrusu. Bundan eminim. Hem zaten eninde sonunda benden nefret edecek her türlü. Bilmiyorum. Yok yere kavga çıkartıp atarlı davranarak onu germeye hakkım yok (ki bu aralar hep öyle yapıyorum). Tüm bunları düşünmekten kaç gündür uyuyamıyorum doğru dürüst. Beynim pelte gibi. Sonrasında belki kendi adıma çok pişman olacağım ama dürüst olmazsam da şimdi onu kullanmış oluyorum. Ay iyice ergen tribine bağladım ben gidiyorum sevgili okuyucu. Bu sefer şarkı yok kusura bakma. Vimeo’yu da yasaklamışlar zaten ona da ayrıca sinir oldum. Ee sonrası mı? Sonrası iyilik, güzellik.