Kristalize Ankara soğuğu

Brasstronaut - Slow Knots 


Kış dedin mi kar yağmalı. İliklerine kadar dondurucu bir soğuk olmalı. Sabah işe gitmek için güç bela yataktan kalkıp hazırlanırsın; evden çıkmak için kapıyı açtığında işte olması gereken o soğuk seni ayıltmalı. 9 senelik Ankara maceramın bana öğrettiği bir şey varsa o da Ankara’nın ayazı pistir. Hele ki benim gibi Antalya’dan veya Akdeniz iklimli herhangi bir yerden gelen birisiyseniz sürekli küfredersiniz. Bana göre Ankara’nın üç çeşit soğuğu vardır: Bağırsak coşturan, soğuk rüzgârdan sebep ağlatan ve kirpik donduran. Son iki senedir kirpik donduran versiyonunu pek yaşamamış olsak da böyle düşünmemde artık Beytepe Kampüsü’nde bulunmayışımın büyük etkisi var sanırım. Yine de lapa lapa kar yağdı mı tüm çirkinliklerin üzerini örter, her şeyi temizler ya işte o an Ankara’nın en keyifli zamanıdır. 30–40 yıllık, kırmızı, körüklü egoların (belediye otobüsü) camlarının ve kapılarının arasından sızan kar kokusu ve soğuğu insana keyif verir. Bir rock bardan daha gürültülü olan o tarihi eser otobüslerin motor sesi bile sanki ninni gibidir. Sinirli stresli insan yok denecek kadar azdır. Kimse 3 gün sonra kar eridiğinde oluşacak çamuru dert etmez. Şimdi lafı bu kadar dolandırdım da nereye varacağım? Bu kışın ilk ve son karı Aralık başında yağmıştı. O günden beri acaba kar yağmış mıdır heyecanıyla açıyorum perdelerimi her sabah. Sonuç: hüsran. Peki, bu yukarıdaki görselle olayın alakası nedir? Normalde cama yolunu şaşırmış bir sinek, arı veya çeşitli börtü böcek konar. Benim şansıma bugün ofisteki odamın camında beni bu sümüklü böcek karşıladı. Seninle de paylaşayım dedim sevgili okuyucu daha da başka bir nedeni yok. İş yerinde sakin bir gün bugün. Fonda Brasstronaut dinleyerek, çay içip kitap okuma keyfi yapabilecek kadar güzel her şey.

P.S. Google’ın .com adreslerine uyguladığı ambargoyu delemediğim için blogspot’a geri döndüm. Yoksa yazmadığımdan değil.